31 Mart 2010 Çarşamba

KUŞLAR




Küçükken annemden öğrenmiştim, yerde ekmek görünce "Yükseğe koy, kuşlar yer" derdi.

Sevdiklerimizi hep yükseklerde tuttuk, hiç sesleri yok.

Acaba kuşlar mı yedi?

Can Yücel

30 Mart 2010 Salı

HARMANDALI ZEYBEĞİ

Bu günlerde Harmandalı zeybeği öğreniyorum. Yüreğinizi keyiflendiren, yüzünüzde hafiften Ege rüzgarı hissettiren ayrıca izlemesinden de her zaman keyif aldığım bir oyundur. İçimdeki efeliği ortaya çıkardı diyebilirim :) Efeme her cepken yaraşır, hey heyyyyyyy .... http://fizy.com/s/1agsnq

Harmandalı efem bakıyor, hey hey
Bileğinden kanlar akıyor, vay hay
Gümüş bilezikli mavzerin vay hay
Namlusunda şimşek çakıyor, vay hay

Efeme her cepken yaraşır, hey hey
Korku nedir bilmez dolaşır, vay hay
Bütün kızanların önünde, vay hay
Elinde yatağan savaşır, vay hay

ATATÜRK, zeybek oyunlarının kreasyonları üzerinde çalışarak, bir salon zeybek oyunu meydana getiren Selim Sırrı Tarcan'ın çalışmalarını da takdirle karşılamış, şu sözleri söylemiştir:
"Selim Sırrı bey zeybek oyunlarına medenî bir şekil vermiştir. Bu eser hepimiz tarafından kabul edilerek, milli ve sosyal hayatımızda yer tutacak kadar tekemmül etmiş ve bedii bir şekil almıştır. Artık Avrupalılara "Bizim de mükemmel raksımız var, diyebiliriz ve bu oyunu salonlarımızda müsamerelerimizde oynayabiliriz. Zeybek dansı her sosyal salonda, kadınla beraber oynanabilir ve oynanılmalıdır."

29 Mart 2010 Pazartesi

FREZYA (Fresia)



Frezya mis gibi kokusuyla ve narin duruşuyla sizi kendine çeken bir çiçektir. Evinize çok hoş bir bahar esintisi getirebilir. Şu günlerde kesme çiçek tercihim Frezya'lar :))

27 Mart 2010 Cumartesi

Kavanoz ve İki Fincan Kahve

Ne zaman hayatında bazı şeyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman 24 saat kısa gelmeye başlarsa, o zaman mayonez kavanozu ve 2 fincan kahveyi hatırlayınız!

Bir gün bir Felsefe profesörü, elinde birkaç kutu olduğu halde derse gelir. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir mayonez kavanozunu alır ve ağzına kadar tenis topları ile doldurur. Ve öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar.

Öğrenciler ittifakla kavanozun dolduğunu ifade ederler, Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur ve öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar, onlar da 'evet' doldu derler, profesör bu defa masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar, öğrenciler de koro halinde 'evet' derler.

Bu sefer profesör masanın altında hazır bekleyen 2 fincan kahveyi alır ve kavanoza boşaltır, kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Öğrenciler gülerler!

Profesör öğrencilerin gülüşünü destekleyerek 'eveet' diyerek;
Ben 'Bu kavanozun bizlerin hayatınızı simgelediğini ifade etmeye çalıştım' der.

Şöyle ki bu tenis topları hayatınızdaki önemli şeylerdir aileniz, çocuklarınız, sıhhatiniz, arkadaşlarınız ve sizin için önemli olan şeylerdir.

Diğer şeyleri kaybetseniz de, bu önemli şeyler kalır ve hayatınızı doldurur.

O çakıl taşları ise daha az önemli olan diğer şeylerdir işiniz, eviniz, arabanız vs.

Kum ise diğer ufak tefek şeylerdir.

'Şayet kavanoza önce kum doldurursanız...' diye, anlatmaya devam eder, 'çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına (yeterli) yer kalmaz.

Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz, önemli şeyler için vakit kalmayacaktır.

Dikkatinizi mutluluğunuz için önem arz eden şeylere çevirin. Çocuklarınızla oynayın. Sağlığınıza dikkat edin. Eşinizle, dostunuzla yemeğe çıkın. Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın. Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin. Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin.

Gerisi hep kumdur.

Bu ara bir öğrenci sorar 'Peki, o iki fincan kahve nedir?'

Profesör tebessümle: 'Hayatımız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman dostlarımız ve sevdiklerimizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır :) '

25 Mart 2010 Perşembe

GÜZEL SÖZLER

Aşk, birbirine bakmak değil, birlikte aynı yöne bakmaktır.

24 Mart 2010 Çarşamba

Dallardan bahar inmiş duydun mu? (LEYLAK)

2009 yazının aklımda kalan en güzel anılarından biri Karşıyaka-Alaçatı hattı boyunca kızkardeşim ve manevi ablalarımız Ömür ve Öznur'la dinlediğimiz, dinlerken koro halinde eşlik ettiğimiz Ezginin Günlüğü'nün "Leylaklar açmış gördün mü? Dallardan bahar inmiş duydun mu? Karanlığın içinde bir ışık var. Mor mor mor leylaklar" şarkısıdır. Zeytinden bahsedince leylak geldi aklıma geldi :) Leylağın (Syringa) zeytingiller (Oleaceae) ailesinden olduğunu biliyor muydunuz? Zeytin, leylak ve yasemin aynı aileden ama şimdi aklım leylaklarda :) daha sonraki günler yaseminden de bahsederim. Leylak çiçeklerinin mis kokusu ile baharın müjdecisidir. Bakımı kolay, çok su istemeyen, soğuklardan etkilenmeyen, budanmaktan hoşlanmayan, bol güneşli bir yere dikebileceğimiz leylaklar toprakta kireci (beyaz toprakları) sever. Çiçekleri katmerli, yalınkat, mor, beyaz, pembe, alacalı ve krem rengindedir. Bilinen değişik 100 türü vardır. Mis gibi çiçeklerinin kokusu ile sadece sizi değil kelebekleri de fazlasıyla etkiler :) Salınıp çıkın içinize bahar dolsun ...
İtalyanca Aşk Başkadır, Aşk Bir Kere, Yalnız Kadınlar Sokağı ve Gümüş Yıldönümü gibi eserlerin ünlü İtalyan yazarı Maeve Binchy’nin romanı “Leylak Zamanı” kitabından da bahsetmemek olmaz :) Leylak Zamanı kısaca, herkesin bir hikayesi olduğunu ve insanların yaşamlarının görünenden daha farklı olduğunu anlatıyor. Paylaşıldıkça sağlam dostlukların, kim bilir belki de hayat arkadaşlıklarının temelini atacak bildik insanların halleri …

HİŞT HİŞT - EZGİNİN GÜNLÜĞÜ http://fizy.com/s/1ajcqf

Su uyandı sen uyanmadın aşkolsun
Salınıp çık, içine bahar dolsun
Ne bu dünya böyle kalacak, ne geçmiş ziyan olacak
Açacak akşaklardan, mor leylaklar

Gecelerden çiy düşmüş dallarına
Dile gelmiş o dilsiz sevdalar
Işığın var mı, yak biraz, aydınlansın gecemiz
Açayım deli gibi uyansın bu bahar

Hişt Hişt
Hişt Hişt

Leylaklar açmış gördün mü?
Dallardan bahar inmiş duydun mu?
Karanlığın içinde bir ışık var
Mor mor mor leylaklar

Uyan gönlüm haydi perdeni aç
Çilen doldu kafesinden kaç
Uyan gel uykudan, dünya aşk görsün

Hişt hişt
Hişt hişt

23 Mart 2010 Salı

ZEYTİN

"Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.”
Yaşamaya Dair-Nazım Hikmet Ran

Zeytin ağacının yaprakları zafer, akıl ve barış simgesidir. Nuh Peygamberin gemisinden uçurduğu güvercinin, ağzında taşıdığı zeytin dalı ile dönmesi dünya insanları için barışın simgesi olmuştur. Zeytin, tarih öncesi çağlardan bu yana doğada bulunur ve Akdeniz Kültürü'nün önemli bir parçasıdır. Akdeniz efsanelerinde onun adı "Ölmez Ağaç" ya da "Hayat Ağacı" dır. Bilim, zeytin ağacının ne zaman oluştuğunu tam olarak söyleyemese de mitoloji zeytinin var oluşuna kendince açıklık getirir. Zeytin ağacı yeryüzüne bir armağan olarak gönderilmiştir ve doğanın bir mucizesidir.

Eski Yunan'da tanrıların başı Zeus, insanlığa en değerli armağanı veren tanrı ya da tanrıçanın yeni kurulan şehrin hükümdarı olacağını ilan eder. Bunun üzerine deniz tanrısı Poseidon barış ile bilgelik tanrıçası Athena mücadeleye girişirler. Poseidon, üç dişli çatalını bir kayaya saplar ve insanları uzak yerlere götürecek, savaşlar kazanacak olan "atı" yaratır. Athena ise mızrağını yere saplayarak bir "zeytin ağacına" dönüştürür. Şehir halkı bu zeytin ağacının büyük bir zenginlik ve bereketin kaynağı olduğuna karar verir ve Athena' nın onuruna şehre "Atina" adı verilir. Bugün bile efsanenin olduğu kabul edilen yerde bir zeytin ağacı durur. Bütün zeytin ağaçlarının Athena' nın yarattığı bu zeytin ağacından çoğaldığı söylenir.

“Zeytin bütün ağaçların ilkidir veya başka deyişle Zeytin insanlığın ilk ağacıdır." denir.İnsanlık tarafından hiçbir ağaç bu kadar kutsal kabul edilmemiş ve hiçbir ağaç üstüne bu kadar efsane üretilmemiştir.
Nuh Tufanı:

Eski Ahit'te yer alan efsanelerden biri, Hazret-i Nuh ve tufandan bahseder. Yarattığı ademoğlunun yeryüzüne kötülük tohumları saçtığını gören Tanrı, onu bir tufanla cezalandırmaya karar verir. Ve Hazret-i Nuh'a bir gemi yapmasını, bu gemiye her temiz hayvandan erkek ve dişi yedişer, her temiz olmayan hayvandan erkek ve dişi ikişer ve kuşlardan da erkek ve dişi yedişer tane almasını söyler. Ardından büyük tufan başlar, Hazret-i Nuh ve gemisindeki canlılar hariç, yeryüzü üzerinde yaşayan her şey silinir. Tufan durulduğu zaman Hazret-i Nuh, suların çekilip çekilmediğini anlamak için geminin penceresinden bir güvercin salar. Sular çekilmediği için güvercin gemiye döner. Hz. Nuh, yedi gün sonra güvercini tekrar salar. Güvercin bu sefer, ağzında yeni koparılmış zeytin yaprağıyla gelir. O zaman Nuh, suların yeryüzünden çekildiğini anlar. Ağzında zeytin yaprağı tutan güvercin, o günden bu güne, ümidin ve barışın simgesi olur. Tufanın yok edici gücüne karşı direnen zeytin ağacı ise ölümsüzlüğün.

Eski Ahit: "Refahın ve bolluğun sembolü zeytin"

Eski Ahit'e göre zeytin, refahın ve bolluğun sembolüdür. Ve yalnız Eski Ahit değil, tüm kutsal kitaplarda zeytin ağacı; kutsallığın, bolluğun, adaletin, sağlığın, gururun, zaferin, refahın, bilgeliğin, aklın, arınmanın ve yeniden doğuşun, kısaca insanlık için en önemli erdem ve değerlerin sembolüdür.

Hakimler Kitabı: Ağaçların kralı

Hâkimler Kitabı'nda geçen bir öykü, ağaçların kendilerine kral seçmek için ilk olarak zeytin ağacına başvurduklarından bahseder: "Vaktiyle ağaçlar, kendilerine kral meshetmek için gittiler; ve zeytin ağacına dediler: Bize kral ol. Ve zeytin ağacı onlara dedi: Allah'ın ve insanın bende sena ettikleri (övdükleri) yağımı bırakayım ve ağaçlar üzerinde sallanmaya mı gideyim?" Zeytin ağacından "hayır" yanıtını alan ağaçlar, daha sonra incir ve asmaya giderler. Ancak incir ve asma da, aynı gerekçeyle kral olmayı reddederler. Hâkimler Kitabı'ndaki öyküden, ağaçların kendilerine kral olarak kara çalıyı seçtiklerini ve kara çalının da krallığı kabul ettiğini öğreniriz. Kaynak: http://www.zeytin-agaci.com/index.php


Mustafa Sağyaşar'dan "Zeytin Gözlüm" şarkısı; http://fizy.com/s/1ah6g0

ZEYTİN GÖZLÜM

Zeytin gözlüm, sana meylim nedendir?
Bu sevmenin kabahati kimdedir?
Gül olmuşsun dikenlerin bendedir,
Zeytin gözlüm uzaklarda işin ne?
Şarkıları düşürürüm peşine.
Zeytin gözlüm özlem ektim yollara,
Rastgelirsen halimi sor onlara.
Gül kurusu akşamlar senden yana
Zeytin gözlüm uzaklarda işin ne?
Şarkıları düşürürüm peşine.
Makam:Hüseyni / Usulü:Sofyan / Söz:Hüceste Aksavrin / Beste:Selahaddin İçli