17 Mart 2010 Çarşamba

MASAL BU YA ...






Biri olmadan, öbürü olmazmış. Bu böylece yazılsınmış. Bir Rus köyü'nde iki balık yaşarmış. Biri turuncu ve İri, öbürü korkak ve İnce. Bütün çiftler de böyledir biraz düşününce.

İri sormuş birgün. 'Madem bütün bu denizler birbirine bağlı, niye biz seninle sadece bu kıyıdan ötekine yüzüp duruyoruz? Kendimizi bir akıntıya bıraksak, yeni sularda yüzsek, başka balıklar yesek daha mutlu olmaz mıydık?' Hak verdi İnce. İnceliğinden sırf. Çünkü onun mutluluğu için, İri ve o kıyı yeterlidir. Gerisi hava su değişikliğidir ki, insan bundan beslenemez. Balıklar hiç ...

Katıldı yine de, düştü İri'nin peşine. Akıntıya bıraktı kendini. Bunlar beraberce, İstanbul ve Çanakkale boğazlarını geçtiler. Geçerken eğlendiler. Fakat bir balıkçı, akşam yavrularına balık götürmek için suya ağ atmıştı. Ve bizimkiler farkına varmadan bu ağa takıldılar. Daha doğrusu İri takıldı. İri ya. İnce de sıyrılıp çıktı. İnce ya, bırakıp gitmedi. Hem inceydi hem aşık. Kemirip ağları, kurtardı İri'yi. 'E, tabi, ben bu ağlara takılacak kadar güçlü kuvvetli değilim, eriyip gidecek gibiyim' diyerek, onun gururunu da okşadı. Aşkta, en yanlış şeyler bile mantıklı gelir insana. Tabi balıklara da... Çünkü aşk, suyun içinde de aşktır.

Derken, bizimkiler soğuk denizlere kavuştular. Fakat İnce, alışık değildi bu serin sulara ve hastalandı. Pulları dökülüyordu hergün ve gün geçtikçe daha da yavaşladı. Hatta durdu birgün. Atlantiğin ortasında. Ya döneceklerdi ve İnce kurtulacaktı. Ya da tek bedene düşeceklerdi. Çünkü herkesin Küba'ya kadar yüzecek nefesi kalmayabilir. Hele hastaysa. İri, Küba'ya gitmeyi seçmeden önce, biraz düşündü. O düşündüğü süre kadardı sevgisi, ki o da çok sayılmazdı. En başta sıkılan oydu köyün kıyısından. Demek aslında gitmek istiyordu İnce'sinin yanından. Ama bizimki bu durumu anlamadı. Ve onunla Küba'ya varmak için son çabalarla yüzdü. İnsan, sevdiğiyle geçen zamana doyamadığı kadar aşıktır. Balıklar da ...

'İki dakika daha beraber yüzmek, tek başına sağlığına kavuşmaktan iyidir' bile dedirtir aşk insana. Dedirttiği gibi İnce'ye. İki dakika kadar yüzdü ve öldü. Yukarı doğru çıkarken zayıf gövdesi, kılçıklarına kadar mutluydu ve gülüyordu. Koca bir balina onu yuttu, bunu da biliyordu. İri, tek kaldı ama, suyun ucunda Küba vardı. Var gücüyle yüzdü. İnce'yi unuttu. İnce'yi unuttuğu kötü oldu. Çünkü onlar birbirlerine 5 saniyede bir, nereye gittiklerini hatırlatıyorlardı ve şimdi 10 saniye geçmişti ve katiyen hatırlamıyordu. Ne İnce'yi, ne Küba'yı ne de adının İri olduğunu. İnsana adını başkaları hatırlatır, balıklara da ...

O yüzden kayboldu derin sularında Atlantiğin. Ve koca bir balina onu da yuttu. Fakat mucize bu ya, balinanın midesinde İnce'yi buldu. Meğer onları yutan aynı balinaymış, İnce ölmemişmiş, tam tersi midenin sıcaklığında dirilmişmiş. Ama oradan çıkarsa ölecek. İri de oradan giderse, nereye gittiğini ve adını unutucak. O yüzden, artık ikisi de buradalar. Ne fark eder. İnsana sevdiğinin yanı cennettir. Sevmeden hiçbir şeyin tadı olmadığını, bu hikayeyi bilen bütün balıklar bilir.

YA İNSANLAR?

16 Mart 2010 Salı

YETİMLER BABASI KAZIM KARABEKİR PAŞA



Bu günümün en güzel anısı; Şark Cehpesi Komutanı, Milli Mücadele Kahramanı ve Siyaset Adamı Kazım Karabekir Paşa'yı, ikiz kızları Hayat ve Emel'den sonra dünyaya gelen 3. kızı Timsal Karabekir'in anlatımıyla bir kez daha anmak oldu.
Kurtuluş Savaşımızın muzaffer ve kahraman komutanın eğitim alanında yaptığı hizmetler hayranlık uyandırıcıdır. Ermenilerce katledilen ailelerin yetim yavrularına gerçek bir baba olmuş 4000 erkek ve 2000 kız çocuğunu sefaletten kurtarmış vatana faydalı, meslek sahibi bireyler haline getirmiştir.
"Hayatımda bana zevk veren hayli başarılarım vardır: En zevklisi binlerce bakımsız çocuğun hayat ve geleceğini kurtarmak olmuştur."
Kazım Karabekir Paşa "Çocuk Davamız" adlı eserinden

15 Mart 2010 Pazartesi

SUKULENT TUTKUSU



Sukulent; kök, gövde veya yapraklarındaki özel etli dokularda su tutma, biriktirme yeteneği olan bitkiler anlamındadır. Sukulentler bahçemizde ve balkonumuzda yetiştirebileceğimiz bakımı kolay ve dayanıklı bitkilerdir. Özellikle gündüzleri sıcak ve geceleri serin bölgeler için harikadırlar. Isı farklılıklarına dayanabilirler ancak don riskinin olduğu günlerde dikkatli olmak gerekir. Paylaşıma uygun bitkilerdir rahatlıkla dallarından kök salabilirler ve kolay çoğalırlar.
Sukulentler peyzaj düzenlemelerinde de çok fazla kullanılmaktadır. Farklı mekanlara gittiğinizde gözalıcı bir şekilde çevrenize baktığınızda sukulentlerle karşılaşabilirsiniz.

Sukulentlerle saksıda, ağaç kütüklerinde, seramiklerde v.s. çok farklı arajmanlar yapabilirsiniz. Sukulentlerin çiçekleri ise muhteşemdir. Crassula, Echeveria, Aloe, Kalanchoe, Sedum, Sempervivumlar yaşamınıza bir kere girmeye görsünler :) sizin için yeni bir tutkunun kapılarını aralayacakları kesindir.

Türkçe'deki bilinen isimlerinden bazıları ise Kaz Ayağı, Buz Çiçeği, Dam Koruğu, Yılbaşı Çiçeği'dir. İçinizden aa ben bunu biliyorum hımmm demek sukulentmiş dediğinizi duyar gibiyim :)
Yeni ilgi duymaya başlayanlar için sukulentlerin bakımı, üretimi, latince isimleri konusunda;
Türkçe olarak hazırlanmış en güzel web sayfalarından;
ve blog sayfalarından;
Koleksiyonumda yer alan bir kaç fotoğrafı yukarıda paylaşmak istiyorum.

13 Mart 2010 Cumartesi

KOCA ÇINARLAR

Bugün Mersin Üniversitesi TSM Korosu olarak Mersin İyilik ve Yardım Vakfı Yaşlılar Huzurevi'ni ziyarete gittik. Koca çınarlarımıza; TSM korosu olarak Rumeli Türkülerinden oluşan mini bir konser sunduk. Neşe ve hüzün ikisi bir arada farklı duygular yaşıyorsunuz. Onların çocukları yada torunları oluyorsunuz. Gülümseyen yüzlerinden anlıyorsunuz ki onların sizden bekledikleri sıcak bir merhaba hoş bir sohbet.

12 Mart 2010 Cuma

ÇAKIL TAŞLARI



ÇAKIL

Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar

Seni düşünürken
Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
Deliler gibi dönmeğe başlar
Döndükçe yumak yumak çözülür
Çözüldükçe ufalır küçülür
Çekirdeği henüz süt bağlamış
Masmavi bir erik kesilir ağzımda
Dokundukça yanar dudaklarım

Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimden.

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

11 Mart 2010 Perşembe

LİTHOPS





Lithops; Sukulent türü içerisinde en özel bulduğum bitkilerdendir. Lithops Afrikaya özgü bir sukulenttir. Rengi, görüntüsü ve ebadı doğal ortamdaki taşları andırdığından taş bitkiler veya canlı taşlar olarak bilinirler. Lithopslar çok derin olmayan geniş saksıları ve iri taneli nemi tutabilen ancak su tutmayan kumlu toprakları severler. Lithopsları üretmek kolay degildir. Özellikle tohumdan yetiştirenler için sabır gerektiren bir iştir. Tohumları oldukça küçük, büyümeleri uzun bir süreç gerektirir. Çiçek açmaya genelde 3-5 yaşında başlarlar. Sonbaharda büyüme süreci başlar sonrasında sarı veya beyaz renkte çiçek açarlar. Gerekli ışık sağlandığında ve çok fazla sulanmadıkları sürece büyümeleri hızlı ve kolay olur. Lithopslarda en dikkat edilecek konu sulamadır. Sulama fazla olduğunda çok çabuk çürüyebilirler. Kışın topraklarının kuru olması gerekir.Yazları ise nemi severler. Yaz aylarında lithops uyur. Uyurken su istemezler. Lithopsun formunda bir büzüşme olursa suyu toprağına fıs fıslamakta fayda var. Kısa süre içinde lithops eski formuna kavuşacaktır. Zaman zaman elininizle dokunduğunuzda formunda bir yumşama varsa sulamayı hemen kesmenizi öneririm. Lithopslarla yeni yeni tanıştığım zamanlarda onları susuz bıraktığım için haksızlık yaptığımı düşünüyordum :) içimden dayanılmaz bir his sulamam gerektiğini söylüyordu :) asla bu sese kulak vermeyin. Kulak verdiğiniz takdirde sonuç çürüme ve onları kaybetmek olur.

10 Mart 2010 Çarşamba

SERÜVENE BAŞLARKEN ...

MESAJ
Ölebilirim bu genç yaşımda,
En güzel şiirlerimi söylemeden götürebilirim.
Şimdi kavak yelleri esiyorken başımda,
Sevgilim,
Seni bir akşam-üstü düşündürebilirim.
ÖZDEMİR ASAF

Merhaba,
Bana dair küçük mutluluklar bulabileceğiniz blog sayfama hoşgeldiniz. Doğa ve onun içinde yer alan bitkilerle özellikle de sukulent ve sukulent türüne giren kaktüslerle igileniyorum. Bu yüzden ilk yazımda sizlere Erzurum-Tortum-Uzundere'de fotoğrafını çekmiş olduğum "Sempervivum"la merhaba demek istedim. Yaşamımın diğer tatları olan şiir, müzik ve gezi notlarım ise yeni başladığım blog serüveninde bana eşlik edecekler. Ruhunuza bir parça neşe ve dinginlik vermek umuduyla ...